Yol işçisi Sivaslı Ali’nin sazına eşlik eden gür sesi, tesadüfen orada bulunan yazar ve arkadaşını âdeta büyülemiştir. Bakalım bu müthiş Ses, Sivaslı Ali’ye ikbal kapılarını açabilecek mi?..
Genç çobanın sağ kolu hatta can yoldaşıdır Karabaş. Koca keçi sürüsünün güvenliği o ve diğer köpekten sorulur. Biraz hızlı hareket eden her şey sürü için bir tehdit, onlar için bir düşmandır. Peki, az ötede durup bir keçi yavrusu sevmek ve genç çobanla sohbet etmek için otomobilden inen zengin mühendis ve nişanlısı için Karabaş’ın değeri bir Köpek’ten başka nedir?..
Hâlâ dumanı tüten Sıcak Su, jandarmalar için kaçak İsmail’in az önce evde olduğunun kanıtıdır. Peki, Emine’ye onun saklandığı yeri söyletmek için çare nedir?..
Hasta adamın ölüme yürürken her gün parça parça yitirdiği insanlığını Mehtaplı Bir Gece’de yüzüne dökülen iki damla yaş geri getirebilecek mi?..
Gravila, Köstence Güzellik Kraliçesi’nin kalbini kırıp masum hayallerini elinden alırken aslında en büyük kötülüğü kendine yaptığının farkında mıydı?..

Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi çizgisini en yetkin seviyeye ulaştıran yazarlarından biri olan Sabahattin Ali, 1907 yılında bugün Bulgaristan sınırları içerisinde kalan Eğridere’de hayata gözlerini açmıştır. Eğitim hayatının ilk yıllarını babasının görev yerleri olan İstanbul, Çanakkale ve Balıkesir’de tamamlayan sanatçı, 1928 yılında devlet bursuyla Almanya’ya giderek dil ve edebiyat eğitimi almıştır. Yurda döndüğünde ise Aydın, Konya ve Ankara gibi illerde Almanca öğretmenliği yapmış, ancak bu dönemden itibaren toplumsal ve siyasi eleştirileri nedeniyle hayatı sürgünler, soruşturmalar ve mahpuslukla şekillenmeye başlamıştır.
Sabahattin Ali’nin edebi dehası, Anadolu insanının sessiz çığlığını ve bireyin iç dünyasındaki karmaşayı aynı potada eritmesinde saklıdır. Kuyucaklı Yusuf adlı başyapıtıyla Türk romanında sınıfsal çatışmayı ve köylü-ağa ilişkisini ilk kez bu denli güçlü bir realizmle ortaya koyarken, bugün bir kült haline gelen Kürk Mantolu Madonna ile büyük kentin yalnızlaştırdığı insanın içsel melankolisini ve aşkın imkânsızlığını ustalıkla resmetmiştir. Öykülerinde ise köylünün, mahkûmun ve ezilenin yanında saf tutarak "İçimizdeki Şeytan"ı uyandırmış, toplumsal ikiyüzlülüğü cesaretle eleştirmiştir. Siyasi alandaki mücadelesini Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte çıkardığı Markopaşa dergisiyle sürdüren yazar, Türk mizah basınına muhalif ve diri bir ruh kazandırmıştır.
Öte yandan, sadece düz yazıda değil şiirde de derin izler bırakmış; Sinop Cezaevi'nde kaleme aldığı "Aldırma Gönül" gibi eserleri, özgürlük ve direnç sembolü haline gelmiştir. Hayatı boyunca maruz kaldığı baskılar ve kovuşturmalar neticesinde, 1948 yılında üzerindeki denetimden kurtulmak amacıyla Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir. Henüz 41 yaşındayken trajik bir şekilde son bulan bu kısa ömür, geride bıraktığı eserlerin her geçen gün daha fazla okunması ve nesilleri etkilemesiyle edebiyat tarihimizin en parlak yıldızlarından biri olarak parlamaya devam etmektedir.