Değirmen, gerçek sevgiyi tanımlayan final cümlesi ile hepimizi teslim alıyor. Kurtarılamayan Şaheser’de bir eserin kendisinin mevzusundan daha ehemmiyetli hâle gelişi yine çarpıcı bir finalle resmediliyor. Viyolonsel’de müziğin insanlık ailesinin -ortak acılarına tercüman olan- ortak dili olabileceğine tanıklık ediyoruz. Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi, alegorik bir dil kullanarak bizi ölüm hakikatiyle yüzleştiriyor. Bir Gemici Hikâyesi, sınıfsal mücadelede bilinçlenme çabasına dair. Bir Orman Hikâyesi, vahşi kapitalizme karşı ormancıların umutsuz mücadelesini anlatıyor. Dedemköylü Mehmet’le Zağar Mehmet’in “su kavgası”nı ele alan Kanal, toplumsal gerçekliği yakıcı bir dille avuçlarımıza bırakıyor. Halil Efe’nin Candarma Bekir’le olan meselesi de toplumsal problemlerin ipuçlarını barındırıyor. Bir Cinayetin Sebebi, üçüncü sayfa haberlerine yahut reality programlarına daha çok ilgi duyan, asıl meseleleriyle yüzleşmekten kaçınan toplumsal ruh hâlimize sert bir eleştiri niteliğinde. Bir gezici tiyatro kumpanyasının Anadolu turnesinde yerel odakların güç ve şehvet ilişkilerine kurban gidişini hikâye eden Komik-i Şehir, yüreğimizdeki insanlığı isyan noktasına getiriyor.

Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi çizgisini en yetkin seviyeye ulaştıran yazarlarından biri olan Sabahattin Ali, 1907 yılında bugün Bulgaristan sınırları içerisinde kalan Eğridere’de hayata gözlerini açmıştır. Eğitim hayatının ilk yıllarını babasının görev yerleri olan İstanbul, Çanakkale ve Balıkesir’de tamamlayan sanatçı, 1928 yılında devlet bursuyla Almanya’ya giderek dil ve edebiyat eğitimi almıştır. Yurda döndüğünde ise Aydın, Konya ve Ankara gibi illerde Almanca öğretmenliği yapmış, ancak bu dönemden itibaren toplumsal ve siyasi eleştirileri nedeniyle hayatı sürgünler, soruşturmalar ve mahpuslukla şekillenmeye başlamıştır.
Sabahattin Ali’nin edebi dehası, Anadolu insanının sessiz çığlığını ve bireyin iç dünyasındaki karmaşayı aynı potada eritmesinde saklıdır. Kuyucaklı Yusuf adlı başyapıtıyla Türk romanında sınıfsal çatışmayı ve köylü-ağa ilişkisini ilk kez bu denli güçlü bir realizmle ortaya koyarken, bugün bir kült haline gelen Kürk Mantolu Madonna ile büyük kentin yalnızlaştırdığı insanın içsel melankolisini ve aşkın imkânsızlığını ustalıkla resmetmiştir. Öykülerinde ise köylünün, mahkûmun ve ezilenin yanında saf tutarak "İçimizdeki Şeytan"ı uyandırmış, toplumsal ikiyüzlülüğü cesaretle eleştirmiştir. Siyasi alandaki mücadelesini Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte çıkardığı Markopaşa dergisiyle sürdüren yazar, Türk mizah basınına muhalif ve diri bir ruh kazandırmıştır.
Öte yandan, sadece düz yazıda değil şiirde de derin izler bırakmış; Sinop Cezaevi'nde kaleme aldığı "Aldırma Gönül" gibi eserleri, özgürlük ve direnç sembolü haline gelmiştir. Hayatı boyunca maruz kaldığı baskılar ve kovuşturmalar neticesinde, 1948 yılında üzerindeki denetimden kurtulmak amacıyla Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir. Henüz 41 yaşındayken trajik bir şekilde son bulan bu kısa ömür, geride bıraktığı eserlerin her geçen gün daha fazla okunması ve nesilleri etkilemesiyle edebiyat tarihimizin en parlak yıldızlarından biri olarak parlamaya devam etmektedir.