
Ernst Theodor Amadeus Hoffmann, 1776’da Königsberg’de dünyaya gelmiş, sadece edebiyatçı olarak değil, aynı zamanda besteci, müzik eleştirmeni ve karikatürist kimlikleriyle de tanınmıştır. Romantizm döneminin bu çok yönlü dehası, gündüzleri disiplinli bir hukuk memuruyken gecelerini sanatın en karanlık ve fantastik köşelerine adamıştır. Müzik tutkusu o kadar baskındı ki, hayranı olduğu Mozart’a atıfta bulunarak ismindeki "Wilhelm"i "Amadeus" olarak değiştirmiştir. Gerçeklikle hayal gücünün sınırlarını zorlayan yazar, "tekinsiz" kavramını edebiyata kazandırarak gotik kurgunun temellerini atmıştır. Fındıkkıran ve Fareler Kralı ya da Kum Adam gibi eserleri, Freud’un psikanalitik incelemelerinden Çaykovski’nin balelerine kadar uzanan geniş bir etki alanı yaratmıştır. Alkolle ve hastalıkla boğuştuğu son yıllarına rağmen üretkenliğini kaybetmeyen Hoffmann, 1822 yılında Berlin’de hayata veda ederken arkasında modern korku edebiyatını şekillendirecek eşsiz bir miras bırakmıştır.
Frankfurt an der Oder’de 1777 yılında doğan Heinrich von Kleist, Alman edebiyat tarihinin en huzursuz, en trajik ve anlaşılması en güç figürlerinden biri olarak kabul edilir. Prusyalı köklü bir asker ailesinden gelmesine rağmen orduyu terk etmiş, yaşamı boyunca mutlak bir doğrunun ve sarsılmaz bir adaletin peşinde koşmuştur. Kant felsefesiyle tanışması, onda derin bir "güven krizi" yaratarak eserlerindeki o meşhur varoluşsal gerilimin fitilini ateşlemiştir. Michael Kohlhaas ve Kırık Testi gibi başyapıtlarında, bireyin toplumla ve devletle olan uzlaşmaz çatışmasını son derece sarsıcı bir dille anlatır. Çağdaşları olan Goethe ve Schiller ile kurduğu ilişkilerde aradığı desteği bulamayan yazar, sürekli bir yalnızlık ve başarısızlık hissiyle mücadele etmiştir. Henüz 34 yaşındayken, Henriette Vogel ile birlikte Wannsee Gölü kıyısında gerçekleştirdiği sarsıcı intihar, onun fırtınalı yaşamını dramatik bir sessizliğe gömmüştür.
Fransız bir soylu ailenin çocuğu olarak 1781’de Fransa’da doğan Adelbert von Chamisso, devrim sırasında ailesiyle Berlin’e kaçmak zorunda kalarak "vatansız" bir mülteci gibi büyümüştür. Ana dili Almanca olmamasına rağmen, bu dilde kaleme aldığı şiirler ve öykülerle Alman Romantizminin en özgün sesleri arasına girmeyi başarmıştır. En bilinen eseri Peter Schlemihl’in Olağanüstü Öyküsü, gölgesini kaybeden bir adam üzerinden yazarın kendi köksüzlüğünü, aidiyet arayışını ve yabancılaşmasını simgeler. Edebiyatın yanı sıra doğa bilimlerine de büyük bir merak duymuş, dünya turuna katılarak saygın bir botanikçi sıfatıyla literatüre önemli katkılar sağlamıştır. Berlin Üniversitesi’nden fahri doktora unvanı alan Chamisso, hem bilim hem de sanat dünyasında derin izler bırakarak iki disiplini şahsında birleştirmiştir. İki kültür ve iki dil arasında sıkışmış bu melankolik gezgin, 1838 yılında Berlin’de vefat etmiştir.